Archive for Ocak, 2010

İran’ın Nükleer Tehdidini Bahane Eden ABD

Pazar, Ocak 31st, 2010

İran’ın nükleer tehdidini bahane eden ABD yönetiminin petrol ve doğal gaz zengini Körfez ülkelerine silah satışını artırmaya çalıştığı bildirildi. ABD’nin Washington Post gazetesi, Başkan Barack Obama yönetiminin, “İran’ın gelecekteki muhtemel askeri saldırılarını önleme girişimi” çerçevesinde, Suudi Arabistan ve Körfez’deki diğer müttefiklerine silah satışını hızlandırmak ve petrol terminalleri ile diğer önemli alt yapı tesislerine yönelik savunma sistemlerini güçlendirmek için “sessizce” çalışma yürüttüğünü öne sürdü.

Habere göre, Washington öncelikli olarak Suudi Arabistan’daki 10 bin kişilik koruma gücünü üç katına çıkarmak istiyor. Hava savunma sistemlerinde daha önceden görülmemiş boyutta koordinasyon sağlanmasını da talep eden Washington yönetimi, ABD ve Arap orduları arasında ortak tatbikat sayısını artırmaya da çalışıyor.

Habere göre söz konusu çabanın, George Bush başkanlığındaki yönetimin İran’ın giderek artan silah stokuna karşı “dost” Arap ülkelerine savaş uçakları ve füzesavar sistemleri satılması taahhütlerinin üzerine inşa edildiği belirtiliyor.

Silah satışında yüz milyarlarca dolarlık döviz rezervleri bulunan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başı çekiyor. ABD sadece geçtiğimiz iki yıl içinde her iki ülkeye 25 milyar dolarlık silah satmıştı.

New York Times gazetesi de Suudi Arabistan’dan sonra diğer Körfez ülkeleri Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt’in de ABD füze şemsiyesinin altına girmek istediğini yazdı.

Bush yönetiminden farklı olarak Körfez ülkelerini koruması altına almak isteyen ABD yönetimi, 22 Temmuz 2009′da bizzat Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından Körfez’de ’savunma şemsiyesi’ oluşturmak istediklerini duyurmuştu.

26 Mayıs 2009′da Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki 5 bin kişilik deniz üssünü açan Fransa da başta Rafael savaş uçakları olmak üzere bölge ülkelerine milyarlarca dolarlık silah satmak için girişimlerde bulunuyor.

2010 askeri bütçesini bu yıl için 44 milyar dolara çıkaran Suudi Arabistan, Rusya ile de silah alım görüşmeleri yapıyor.

Gazeteye göre, Orta Doğulu askeri ve istihbarat yetkilileri, “Körfez ülkelerinin İran’ın nükleer programıyla ilgili uluslararası tepkilere giderek daha fazla meydan okuması karşısında ABD ile savunma konusundaki işbirliğinin artırılması fikrini memnuniyetle karşıladıklarını” söylüyor.

Uzmanlar, yoğun propaganda altında Arap ülkelerinin artık bölge için birinci tehdit olarak İsrail’i değil, İran’ı görmeye başladıklarını, bunun için de hızla silahlanmaya başladıklarını vurguluyor.

ABD başta Katar’daki El Udeyd Üssü olmak üzere hemen hemen tüm Körfez ülkelerinde askeri üslere sahip bulunuyor. Bunun yanı sıra Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Deniz Üssü de Amerikan güçlerinin dünya çapındaki en önemli caydırıcı güçlerinden birini teşkil ediyor. Türkiye’deki İncirlik Üssü ile Afganistan ve Irak’taki üsler de İran’a karşı kullanılabilecek üsler arasında bulunuyor.

Amerika’nın yanı sıra İsrail’in hava gücü de İran’a karşı bölgedeki en caydırıcı güçlerin başında geliyor.

Meksika’da Silahlı Saldırı Sonuçu 13 Ölü

Pazar, Ocak 31st, 2010

Meksika’nın kuzey sınırında bir grup silahlı kişinin parti yapan kalabalığı taradığı, saldırıda 13 kişinin öldüğü bildirildi.

Yetkililer, Ciudad Juarez kentinde dün gece düzenlenen saldırıdan sonra parti verilen evin çevresinde yaşları 15 ila 20 olan 13 kişinin cesetlerinin bulunduğunu söylediler.

Saldırıda yaralanan 20′den fazla gencin de ambulanslarla hastaneye kaldırıldıkları belirtildi.

Görgü tanıkları, saldırganların en az 15 kişi olduğunu belirtti.

Facianın Eşiğinden Dönüldü

Pazar, Ocak 31st, 2010

Güngören‘de doğalgaz kutusunun yanında yakılan çöp faciaya yol açıyordu. Yanan çöpün doğalgaz kutusuna sıçraması sonucu büyük bir gürültüyle patlayan doğalgaz kutusu, itfaiyecilere zor anlar yaşattı.

Edinilen bilgiye göre, Sanayi Mahallesi Okçu Sokak No: 9′daki doğalgaz kutusunun yanında çevredeki işçiler biriken çöpleri yakmak istedi. Yanan çöpler, doğalgaz kutusuna sıçrayınca, doğalgaz kutusu büyük bir gürültüyle patladı. Alevler iş merkezinin ikinci katına kadar yükseldi. Tatil günü olması nedeniyle kalabalık olmayan sokakta büyük bir facianın eşiğinden dönüldü.

Alevlerin yükseldiğini gören çevredekiler olay yerine polis ve itfaiye ekiplerini çağırdı. Bakırköy, Bağcılar ve Merter müfrezelerinden gelen itfaiye erleri, yangına müdahale etmeye çalıştı. İtfaiyeciler zaman zaman yükselen alevlere müdahale etmekte zorlandı. Yangın ana vananın kapatılmasının ardından 1 saatlik çalışmayla söndürüldü.

YANGINI 30 METREDEN İZLEDİLER

Bu arada, yükselen alevleri gören çevredeki vatandaşlar yangını meraklı gözlerle izledi. Meraklı vatandaşlar, çevre güvenliği olmaması nedeniyle alevleri 30 metre mesafeden film izler gibi izlediler.

Büyük bir patlama sesi duyduklarını ifade eden görgü tanıkları, doğalgaz kutusunun yanında çöpün yakıldığını ve alevlerin doğalgaz kutusuna temas etmesinin ardından yangının çıktığını söylediler.

ABD’den Suriye`ye Sürpriz

Pazar, Ocak 31st, 2010

ABD’nin 5 yıl aradan sonra Suriye’ye büyükelçi atamaya hazırlandığı, bu görev için düşündüğü ismi Suriye tarafına ilettiği belirtildi.

Amerikan CBS kanalına konuşan, isminin açıklanmasını istemeyen bir yetkili, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi George Mitchell’ın geçen hafta Şam’a yaptığı ziyaret sırasında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile görüşmesinde, ülkesinin Şam büyükelçisi olarak atamayı düşündüğü ismi açıkladığını söyledi.

Habere göre, ABD Dışişleri Bakanlığının bir yetkilisi, büyükelçi adayının isminin Suriyelilere iletildiğini ve Şam’dan yanıt beklendiğini kaydetti, ancak isim vermedi.

ATANACAK KİŞİ İYİ ARAPÇA KONUŞUYOR

Şam’daki diplomatlar ise Washington’ın büyükelçilik görevine atamayı planladığı ismin, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliğinde büyükelçi yardımcısı olarak görev yapan Robert Stephen Ford olduğunu söyledi.

Ford‘un çok iyi Arapça konuştuğu, Orta Doğu uzmanı olduğu ve 2006-2008 yılları arasında ABD’nin Cezayir büyükelçisi olarak görev yaptığı ifade edildi.

Dışişleri yetkilisi, “Suriye’ye büyükelçi atama kararı geçen yıl alınmıştı ve bu, yönetimin, kaygılarına çözüm bulmada diyalog da dahil olmak üzere elindeki araçları kullanmaya olan bağlılığının somut bir örneği. Suriye’nin bölgedeki rolünün önemine ilişkin farkındalığı yansıtan bu kararın bölgede barış ve istikrarın teşviki yolunda yapıcı katkı sunacağını umuyoruz” dedi.

AMAÇ SURİYE-İSRAİL BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DESTEK

Başkan Barack Obama tarafından Orta Doğu Özel Temsilcisi olarak atanmasından bu yana Suriye’yi üçüncü kez ziyaret eden Mitchell’ın gündeminde, yarıda kesilen İsrail-Suriye barış görüşmelerinin yeniden nasıl başlatılabileceği konusunun da olduğuna işaret eden CBS, Şam’a yeni büyükelçi atama girişiminin, bu görüşmelerin yeniden başlatılmasına destek amacını da taşıdığını bildirdi.

ABD, 14 Şubat 2005 tarihinde Lübnan’ın eski başbakanı Refik Hariri’ye düzenlenen suikastın ardından o dönemki Şam büyükelçisi Margaret Scobey’yi geri çekmiş, o dönemden beri bu göreve yeni bir isim atamamıştı.

Obama, başkanlık görevine başlamasından bu yana Suriye ile ilişkileri geliştirme yolunda ihtiyatlı bir çaba yürütüyor. Son bir yıl içinde Mitchell’ın yanı sıra ABD Kongresinden Şam’a ziyaretler düzenlenmiş, ayrıca Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal El Mikdad Washington’ı ziyaret etmişti. ABD Dışişleri Bakanlığının Siyasi İşler Müsteşarı William Burns’ün de Suriyelilerle yeni bir dizi temasta bulunmak üzere gelecek ay Şam’a gideceği belirtiliyor

El Kaide`Nin yeni Çözümü

Pazar, Ocak 31st, 2010

El Kaide Batılı hedefleri vurmak için militanların vücutuna ameliyatla bomba yerleştirmeyi planlıyor. Vücut tarayıcılarının bu ternolojiyle, bombayı yakalama şansı bulunmuyor.

HAVAALANLARINDA KORUMA SIKLAŞTIRILDI

Terör örgütü El Kaide, ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırıyı uçaklarla gerçekleştirmişti. Son olarak bir El Kaide militanı ABD uçağını havaya uçurma girişiminde bulundu ancak başarılı olamadı. 

ABDA VE HOLLANDA KULLANMAYA BAŞLADI

El Kaide militanlarının uçaklarla saldırı girişimlerini önlemek için ABD ve Avrupa’da vücut tarayıcıları gündeme geldi. ABD ve Hollanda gibi ülkeler vücut tarayıcılarını havalimanlarında kullanmaya başladı.

El Kaide de vücut tarayıcılarını atlatmak için yeni yöntemler arıyor. İngiliz istihbarat örgütü MI5, El Kaide’nin İngiltere’ye karşı saldırı gerçekleştirmek için patlayıcı maddeleri, ameliyatla militanların içini yerleştireceği istihbaratına ulaştı. Eğer bombalar ameliyatla militanların içine yerleştirilirse, şu anki teknolojiyle vücut tarayıcılarının bunu fark etmesi mümkün görünmüyor.

İSTİHBARAT ARAPÇA SİTELERDEN ELDE EDİLDİ

İngiliz istihbarat örgütü MI5, El Kaide’nin militanların içine bomba yerleştirme planını, Arapça yayın yapan El Kaide internet sitelerinde yapılan konuşmalarda öğrendi. 

Bir İngiliz istihbarat üyesi, “Eğer teröristler vücutun içine bomba yerleştirme üzerine konuşmaya başladıysa, bunu önlemek için bizim de şimdiden planlar hazırlamamız gerekiyor” dedi.

SİSTEM NASIL İŞLEYECEK

Uzmanlara göre, bu bombalar şöyle patlatılacak. Pentaeritritol Tetranitrat yani PETN adı verilen plastik patlayıcılar, bir cerrahi müdahale ile vücudun değişik yerlerine yerleştiriliyor. Bu yaraların kapanması ise birkaç haftayı buluyor. Daha sonra bu maddeye dışarıdan Triaseton Triperoksit (TATP) sıvı maddesi enjekte edildiğinde, ortaya büyük bir patlama çıkıyor.

Teröristler, bu maddeyi derilerinin üstünden enjekte edebilir

Okkan Suikast`ından Dokuz yil sonra Polisler Konuştu

Pazar, Ocak 31st, 2010

Ölümünün dokuzuncu yıldönümünde Gaffar Okkan suikastında yaralanan polis memurları ilk kez konuştu. Dehşet gecesi yaşadıklarını anlatan gazi iki polis memuru, suikastın Hizbullah tarafından yapıldığını düşünmüyor. Nedeni ise Hizbullah gibi bir örgütün bu kadar planlı programlı bir suikast düzenleyemeyeceği.

Bir ay evvelinden Gaffar Okkan’a yönelik suikast olacağının istihbaratının geldiğini belirten polis memurları, olaydan önce elektriklerin kesildiğine dikkat çekerek, iki sokak ötede bulunan jandarmanın olayı duymamasına hayret ediyor.

Türkiye’nin en büyük suikastlarından birine 24 Ocak 2001 tarihinde kurban giden Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, ne tek bir el ateş edebildi ne de karşı koyabildi. O çok sevdiği Diyarbakır halkının kendini öldürmeyeceğini, öldürtmeyeceğini düşünüyordu. O yüzden zırhlı araca dahi ihtiyaç duymadı. Kendi polisi haklı olsa bile Diyarbakır halkını her zaman savundu. Hiçbir emniyet müdürünün sevilmediği kadar sevildi Diyarbakır’da. Diyarbakırspor’u birinci lige taşımak için canla başla çalıştı. Kimi zaman kahvelerde çay içti, ciğercide tebdili kıyafet ciğer yedi.

Kürtçe’yi öğrendi, demokratik açılımın ilk tohumlarını aslında o attı. Ancak o çok sevdiği ve sevildiği kentte hak etmediği bir suikastta kaybetti hayatını. Aradan dokuz yıl geçmesine rağmen Okkan suikastı aydınlatılamadı. İddialar, soruşturmalar, tanıklar, kafa karıştırıcı ihbarlar sonuca gitmeye engel oldu.

Hizbullah’a açtığı operasyonlarla adını duyuran Okkan için en çok Hizbullah’ın bu olayı yapabileceği söylendi. Ancak Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘Hizbullah’ üyelerinin suikastla’ ilgili yargılandıkları davanın gerekçeli kararında Hizbullah’ın bu kadar planlı bir eylemi gerçekleştirmesinin mümkün olmadığına dikkat çekti: “Bu suikast incelendiğinde Hizbullah’ın daha önce bu şekilde herhangi bir eylem yapmadığı, suikastın son derece profesyonelce planlandığı, örgütün genellikle eylem kararı alındıktan sonra hedefteki kişinin takibi ve istihbaratının yapılmasından sonra 1 tetikçi, 1 koruma ve 1 gözcü tarafından hedefteki kişinin müsait bir yerde tabanca ile vurularak veya satırlanarak öldürülmesi seklinde gerçekleşmektedir. İstihbarat sonucu emniyet müdürünün geçeceği yolun ve saatin tespit edildiği, o saatte o bölgedeki elektriklerin kesildiği ve daha sonra 10 koruma polisiyle makam aracıyla giderken eylemin gerçekleştiği görülmektedir. Gaffar Okkan halkla iç içe bir emniyet müdürüydü. Eylemin çok basit bir şekilde gerçekleşmesi mümkün iken, bu kadar profesyonelce yapılmış olması düşündürücü.”

SUİKAST İHBARLARI HEP VARDI

Beş polisin şehit olduğu, dört polisin yaralandığı olay üzerinden 9 yıl geçti. Olayın tanıkları ve şahitleri şimdiye kadar hiç konuşmadı. Ölümünün dokuzuncu yıldönümünde Gaffar Okkan suikastında yaralanan polis memurları ilk kez konuştu. O dehşet gecesi yaşadıklarını gazi iki polis memuru anlattı.

O dönem Gaffar Okkan’ın makam korumalığını yapan ve suikastta bileğinden yaralanan eski polis memuru Veli Göztepe onlardan biri. Veli Göztepe, Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube’de göreve başlamış. Dört yıl Ankara’da görev yaptıktan sonra 1999′da tayininin çıkmasıyla Diyarbakır’a gelmiş.

O dönemler Diyarbakır’da terör olayları hat safhada. Haliyle tedirgin bir şekilde gitmiş bölgeye: “Gaffar Okkan 1997′de gelmişti Diyarbakır’a. Sivil kıyafetlerle dışarıda dolaşıyor halkın olduğu yerlerde yemek yiyor. Bir anda Gaffar Okkan olmuş Gaffar Baba.” Gaffar Okkan genelde gündüzlerini vatandaşlara geceleri ise polise ayırıyor.

Tayini Diyarbakır’a çıkanlarla birebir görüşüyor. Tekmili iyi verenlere göre görev yerlerini belirliyor. Veli Göztepe’ye de bölge korumalığı düşüyor. Yani Gaffar Okkan makamdan çıktığında belirli stratejik noktaları ablukaya, Okkan’ın gideceği geçiş yerlerinde güvenlik önlemlerini alacak.

Veli Göztepe, bir ay evvelinden Gaffar Okkan’a yönelik suikast olacağının istihbaratının geldiğini belirtiyor. Ancak Okkan’ın bu tür ihbarlara pek kulak asmadığını, kendine ve Diyarbakır halkına olan güvenine işaret ediyor: “Sürekli istihbarat vardı; ama herhangi bir güvenlik önlemi yoktu. Çünkü Emniyet Müdürümüz ‘Beni iki yerde öldüremezler biri memleketim Hendek’te diğeri Diyarbakır’da diyordu.”

Diyarbakır halkına güveninden dolayı zırhlı araç dahi istemiyordu Okkan. Zırhlı araç olursa halk hakkımda yanlış düşünür diyordu. Zaman zaman suikast girişimleri de oluyordu Okkan’a. Diyarbakırspor’la Siirtspor’un maçında birisi silahını çıkartıp doğrultmuş; ama Diyarbakırspor’un gol atmasıyla millet etrafını sarınca başarısız olmuş girişim.”

OLAYDAN ÖNCE ELEKTRİKLERİ KESTİLER

Göztepe, olaydan birkaç gün önce dahi tüm teşkilatın içine bir korku düştüğünü, basit kavgalara bile Kaleşnikof’la gittiklerini dile getiriyor. Göztepe, olay gecesinde yaşananları şöyle anlatıyor: “Gaffar Okkan makamından çıkıp valiliğe gidiyordu. Önümüzden geçti. Selamımızı verdik ve hemen araca binip peşine gittik. En önde motorize ekip, onun arkasında Gaffar Okkan’ın makam arabası, onun ardında artçı korumalar, onun ardında trafik aracı ve benim kullandığım araba. Olaydan önce şehirde elektrikler kesildi. Diyarbakır’da kaçak elektrik çok kullanıldığı için yine şalter attı sandık. Bindiğimiz anda bir Kaleş mermisinin sesini duyduk ve ardından bir el bombası atıldı. Yunus geçtikten sonra Gaffar Okkan’ın aracını taramaya başladılar. Biz, ne oluyoruz derken ben aracın yönünü başka yöne kaydırdım; ama üç köşeden biz de saldırıya uğradık.”

Veli Göztepe’nin bulunduğu araçta iki kişi bulunuyor. Aracın yönünü çevirdiğinde bir mermi dikiz aynasına diğeri koltuk başına isabet ediyor. Denk gelse ya kalbinden ya beyninden vurulacak. Ancak eline isabet eden mermi bileğini delip geçiyor. 4,5- 5 dakika süren çatışmanın ardından ağır yaralandığını aktaran Göztepe, “Mermiler burnumuzun dibinden, saçımızın üzerinden geçiyordu. Omzum, kalçam yanıyor, bileğimden kan fışkırıyordu. Arabanın önüne bomba atılınca camlar patlamış vücudumuza girmişti. Arkadaşlarımızdan biri beyninde delik arıyor, salavat getiriyordu. Hemen ‘merkez taranıyoruz’ diye tüm ekiplere bildirdik. Olay yerine gelip bizi hastaneye kaldırdılar.” diyor.

Şarapnel parçaları Göztepe’nin kalçasına ve omzuna saplanıyor. Ameliyat denilse de hâlâ o parçalar vücudunda duruyor. Ancak bileğinin kesileceği, kurtarılmasının mümkün olmadığı söyleniyor. Yapılan ameliyatlar sonunda bileği kurtarılıyor Göztepe’nin. İki sene tedavi gördükten sonra 2002′de emekli oluyor.

İKİ SOKAK ÖTEDE JANDARMA OLAYI DUYMUYOR

Olayın ardından Hizbullah’ın yaptığına dair iddialar kuvvetleniyor. Gaffar Okkan’ın Hizbullah’a yönelik operasyonlar yapması, olay yerinde bulunan silahların Hizbullah’ın kullandığı ‘Makarov’ marka olması, İstanbul’da öldürülen Hizbullah liderinin beyninden 70 mermi çıkarılması ve Okkan’ın da aynı şekilde öldürülmesi bir misilleme yapıldığının göstergesi deniliyor.

Olay yerinde 14 silah ele geçiriliyor. Olayın ise 26 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Peki, Diyarbakır’ın en işlek caddelerinden birinde, akşam iş çıkışı saatinde ve etrafında dükkânlar olduğu halde olay yerine eline kolunu sallayarak gelen bu 26 kişiyi neden kimse görmüyor?

Veli Göztepe, teröristlerin beş metre arayla dizildiklerini söylüyor. Bir yerde kaçırılırsa diğer tarafta kaçırmalarının mümkün olduğunu belirtiyor. Olayın ardından teröristlerin izine hiçbir şekilde rastlanmadığını anlatan Göztepe, şunları söyledi: “Polis arkadaşların söylediklerine göre olay yerine Diyarbakır Kolordu Komutanı geliyor. ‘Sayın valim, ne kadar asker var her yeri çevreleyelim’ diyorlar; ama vali sıkıyönetim var diyerek engelliyor. Asker ısrar etse de vali gidilmemesi gerektiğini hatta gidenler hakkında soruşturma açılacağını söylüyor. Kimileri teröristlerin iki sokak ötede eski bir imamın evinde kaldıklarını söylüyor. Diyarbakır’da aranmayan yer kalmadı ama yer yarıldı yerin içine girdiler sanki bulunamadı.”

Göztepe, olayın Hizbullah tarafından yapılmadığını düşünüyor. Nedeni ise Hizbullah gibi bir örgütün bu kadar planlı programlı bir suikast düzenleyemeyeceği.

Göztepe, “Ancak Hizbullah taşeron olarak kullanılmış ve olaya Hizbullah süsü verilmiş olabilir. Diyarbakır eroin sevkiyatının geçiş noktası. Kaçakçılıkla ilgili çok operasyon yaptık. Bunlar birilerinin işine gelmemiş olabilir. Biz o dönem konuşmak istedik; ama can güvenliğimizden korktuk.” ifadesini kullanıyor.

JİTEM KİMLİKLİ KİŞİLER KİMDİ?

Eski polis memuru Göztepe, geçtiğimiz aylarda Yıldırım Beğler tarafından ortaya atılan ‘Gaffar Okkan’ı Özel Kuvvetler öldürdü’ iddialarına ihtimal vermeyerek, “Yeri geldiği zaman sırt sırta verdiğimiz dava arkadaşlarımızın bunu yapabileceğine inanmıyorum.” diyor.

Göztepe, olayın ardından yaşananları ve kafasındaki soru işaretlerine şöyle dikkat çekiyor: “Olay bittikten sonra iki sokak ötede polis o tarafa doğru gelen araçları durduruyor. Araçlardan birini durdurup kimlik istiyor. Bakıyor Jandarma İstihbarat kimliği var. İçindekiler ‘Biz de sizdeniz, Ne oluyor burada?’ diyorlar. Arkadaşımız, ‘Emniyet müdürümüzü vurdular duymadınız mı?’ diyor. Bunlar, ‘Biz hiçbir şey duymadık!’ deyip gidiyorlar. Yani iki sokak ötede silah ve bomba seslerini nasıl duymuyorlar burası soru işareti. Polis hemen önlem almak için Diyarbakır’ın giriş ve çıkış noktalarını kapatıyor. İki siyah camlı minibüsü durduruyor. Minibüsün içindekiler polise JİTEM kimliklerini gösteriyorlar. ‘Biz ihbar aldık Gaffar Okkan’ı vuranlar Mardin yoluna doğru kaçıyorlarmış. Biz onları takip edeceğiz’ diyor ve uzaklaşıyorlar.”

GÖRDÜĞÜM KİŞİLER TERÖRİST OLAMAZDI

Olay günü Gaffar Okkan’la birlikte Mehmet Kamalı, Atilla Durmuş, Mehmet Sepetçi, Sabri Kün, Selahattin Baysoy isimli polis memurları şehit oldu. Nuri Bozkurt, Veli Göztepe, Fatih Gökçek, Selim Şişman ve Mustafa Dinçer olaydan yaralı kurtulan polislerden.

Fatih Gökçek, 1992′de Ankara Çevik Kuvvet’te başladığı polislik hayatına tayininin çıkmasıyla Diyarbakır’da devam etmiş. Dokuz yıllık polislik yaşamı suikast sırasında aldığı merminin omuriliğine isabet etmesi sonucu son bulmuş. Gökçek de olayda yaralanan diğer polis arkadaşları gibi emekli. Kazadan geriye, hayatına koltuk değnekleriyle devam ediyor. O olaydan bu kadarıyla kurtulduğuna şükrediyor.

Diyarbakır’da ilk görev yeri terörle mücadele olmuş Gökçek’in. Ardından karakol polisi olarak Şehitlik Karakolu’nda, yani olayın hemen yakınlarında göreve başlamış.

Gökçek, terörle mücadelede görev yaptığı sırada PKK’dan çok Hizbullah’la ilgili operasyon düzenlendiğini dile getiriyor. Hatta olaydan kısa süre önce Hizbullah’ın camileri kullandığı ve propaganda yaptığı bilgisi gelmiş.

Okkan’ın talimatıyla camilerde nöbet tutulduğunu ifade eden Gökçek, “Rahmetli, eğer Makarov marka silahlı birini yakalayıp getirin, dile benden ne dilerseniz diyordu. Hüseyin Velioğlu’nun yakalanma operasyonunu da bizzat kendisi yürüttü. Hatta Diyarbakır istihbarattan biriyle İstanbul’a gitti. Operasyona bizzat katıldı.” şeklinde konuştu.

Olaydan sonra emekliye ayrılan Gökçek, 24 Ocak gecesi yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Ben Şehitlik Karakolu’nda görevliydim. Olaydan önce bir çocuk kaybolmuş diye bir anons geldi ve bizim ekip otosu, aramaya gitti. Karakolun önündeyken müdür bey geçti. 30 saniye falan sonra bir mermi sesi duyduk. Sonra ‘merkez taranıyoruz’ diye bir anons. Bizde zannettik bizim ekibi tarıyorlar. Hemen başkomiserin Şahin marka arabasına atlayıp olay yerine gittik. Tam rahmetliye el bombasını attılar biz olay yerine vardık. Ara yolda ama çukur bir yerde iki kişiyle karşı karşıya geldik. Başkomiser de gördü adamları, ikimizde silahı doğrulttuk. Adamın birinin elinde tabanca, diğerinde Kaleş var. Ateş edeceğiz, ‘teslim ol’ diyeceğiz ama adamların tipi hiç terörist gibi değil. Bir an olay yerine bizim gibi polislerin geldiğini düşündük. Polis sandık onları. Tıraşlı, üstü başı giyimli, sarışın, doğulu olmadığından eminim. Biri orta yaşlı, biri 25′li yaşlarda. ‘Siz kimsiniz?’ diyorum ses yok. ‘Polis misiniz asker misiniz?’ diyorum ses yok. Onlar da bize silah çekmedi.”

O sırada sol taraftan bir mermi isabet alır Gökçek. Sol taraftan omuriliği delip çıkar mermi. Can havliyle baş komiserle ikisi o adamların üzerine bir şarjör boşaltır. Bu nedenle içlerinden birinin ölmüş olacağını düşünüyor. Olaydan sonra onların da izine rastlanmaz. Gökçek, sürükleyerek birileri tarafından götürülmüş olabileceğini düşünüyor.

Gökçek de siyah camlı iki minibüsün içinde JİTEM’den olduklarını söyleyip Mardin yoluna doğru hareket edenleri polis memuru arkadaşlarından duyduğunu belirtiyor. Hatta olaydan sonra birkaç kişinin Diyarbakır Orduevi’ne girdiğini söylediklerini ifade ediyor.

DEVLETİ MAHKEMEYE VERDİM KAZANDIM

Fatih Gökçek, o gün kendisini ve başkomiseri öldürmek istemediklerini, isteselerdi öldürebileceklerini vurguluyor. Ancak tek mermiyle yaralandığını belirtiyor. Mermi böbreğine ve bağırsaklarına zarar verir Gökçek’in. Önce hayati tehlikeyi atlatır ardından omurilik ameliyatı yapılır. 10 gün Diyarbakır’da sonra Ankara’da tedavi görür. Yüz 90 iş göremez raporu verilir. Sol tarafı hiç tutmaz, sağ tarafta ise dize kadar his vardır. Eşinin yardımlarıyla hayata tutunur. Yaralı polis memuru olaydan sonra devletin mağduriyetini karşılamadığını düşünerek İçişleri Bakanlığı’nı mahkemeye verir ve 2008′de kazanır.

Mahkemeyi kazanmasına rağmen ‘ödenek’ olmadığı gerekçesiyle kendisine yardım yapılmadığını anlatan Gökçek, “Doğuda terör mağdurlarına şu kadar yardım yaptık diyorlar. Orada adamların köpeğine zarar gelse onlar karşılanıyor ama bana gelince ödenek yok diyorlar. Ben bu vatan için bu hale gelmişim. Bu Allah’tan reva mı? Ayağımdaki cihaz çok pahalı. Eskiden bunun parasını alabiliyorduk; ama şimdi biz verip daha sonra bize veriyorlar. Yüzde 90 iş göremez raporum olduğu halde doktor burada bakması gerekirden memleketimden Ankara’ya gidip geliyorum. Bunların düzeltilmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

GAFFAR OKKAN KORUMASI, OSMAN DURMUŞ’UN YEĞENİ ATİLLA DURMUŞ’UN HİKÂYESİ

Osman Durmuş’un yeğeni Atilla Durmuş’un, ilkokuldan arkadaşı olduğunu kaydeden Gökçek, şunları söyledi: “İkimiz de Diyarbakır’da görev yapıyorduk. O Özel Harekât’taydı ben terörle mücadelede. Bir gün dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Diyarbakır’a geldi. Hepimizle tokalaştı, sıra Atilla’ya gelince Atilla elini bırakmamış. Osman Durmuş tekrar sıkmış yine bırakmamış bir bakmış yeğeni Atilla. Durum gören Gaffar Okkan, Atilla Durmuş’a Osman Durmuş’u nereden tanıdığını sormuş. O da amcam deyince bundan sonra benim koruma polisim olarak görev yap demiş. Atilla Durmuş da olayda beynine aldığı tek kurşunla şehit düşen polis memurlarından.”

POLİS TUTANAKLARINA GEÇEN GÖRGÜ TANIKLARININ İFADELERİNDEN BAZILARI

Olayın olduğunda yakınlarda bulanan yufkacıda çalışmaktaydım. Eve gitmek için o istikamete doğru giderken önce seri ve tek tek olmak üzere silah sesleri gelmeye başladı. Arkasından iki büyük patlama sesi. Bu esnada önümde 35 yaşlarında siyah saçlı, siyah bıyıklı, normal kilo ve boyda, diğeri sarışın 25 yaşlarında kısa boylu tek elleri montlarında süratli bir şeklide yanımdan geçtiler. Geçerken ‘Bak gördün mü nasıl silah sıktılar’ şeklinde konuşmaktaydılar.

O esnada iş yerinde AMİD kıraathanesindeydim. Kahvehanede bulunan müşterilere çay servisi yaparken büyük bir patlama sesi duyduk. Trafo patladı sandık. 4-5 dakika sürdü silah sesleri. Silah sesi kesildikten hemen sonra uzun boylu 30-35 yaşlarında birisi kahvehaneye gelerek yaralandığını söyledi. Elektrik kesik olduğu için net göremedim. Daha sonra hiç beklemeden kahvehaneden çıktı.

Olay günü bakkal dükkânımda oturmaktaydım. Silah seslerini duyunca dışarı çıktım. Ellerinde silah olan iki kişi gördüm. Sokağa doğru ateş etmeye başlayınca dükkâna girdim. Sesler kesildiğinde tekrar dışarı çıktım. Üç şahsın kaçtığını birinin polis olduğunu gördüm.

Hz. Muhammed (SAV) Çirkin Hakaret

Pazar, Ocak 31st, 2010

Denizli Tabip Odası’nın düzenlediği “Ilımlı İslam ve Bilim” konulu konferansta, İslam dini ve Hz. Muhammed (SAV) ile ilgili yakışıksız değerlendirmeler yapıldı. Bazı doktorlar, Tabip Odası’nın kendi alanının dışında toplantı yaptığı gerekçesiyle odadan istifa etti. İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Prof. Dr. A. Özdemir Aktan’ın konuşmacı olarak katıldığı konferansı, Denizli Tabip Odası Başkanı Ersin Çağırgan’la birlikte 42 doktor izledi.

Prof. Dr. Aktan, Denizli Tabip Odası’nda verdiği konferansta din ve bilimin yıllarca çatıştığını, bu çatışmaların hepsinin Hıristiyanlıkta olmasının ilginç olduğunu, İslam’da çatışma yaşanmadığını, bunu nasıl yorumlayacağını bilmediği söyledi.

Dinin toplumları idare etmek ve uyutabilmek için kullanılan iyi bir silah olduğunu ifade eden Aktan, “Din bir şekilde toplumları sürükleyebilmek, idare edebilmek, hatta biraz daha uyutabilmek için iyi bir silah. Ama bunu kullandığımız zaman bilimden de gittikçe uzaklaştığımızı görüyoruz aslında.” dedi.

DOMUZ ETİNİN HARAM OLMASI TARTIŞMAYA AÇILMALI

İslam’ın ve dinin soru sormayı zorlaştırdığını ileri süren Aktan, İslam dininde domuz eti yemenin haram olmasının tartışmaya açılmasını istedi. Prof. Dr. A. Özdemir Aktan, “Biz hâlâ ‘domuz eti yemek günahtır’da kaldık. Bunu tartışamıyoruz. Niçin günahtır? Acaba değiştirsek mi? Bunu kimse söylemeye bile cesaret edemiyor. Bunu yapmalı mıyız? Bence evet yapmalıyız.” şeklinde konuştu.

Aktan, Doğu-Batı kültürü tarifini vermek için kişisel gelişim uzmanı diye açıkladığı yazar Mümin Sekman’ın görüşlerini aktarmaya çalışırken, izleyicilerin arasında bulunan İTO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Nazmi Algan, “Onun aslı nereden geliyor.” diye sordu. Aktan, “Aslına bakarsan eğitimini bulamadım.” diye cevap vermesi üzerine bir izleyici “Hükümet yanlıları bunun kitabını bedava dağıtıyor.” iddiasında bulundu.

Harran ÜNİVERSİTESİ, STV VE HZ. MUHAMMED’E DİL UZATILDI

Konferansta sık sık araya girerek konuşan Dr. Nazmi Algan, Harran Üniversitesi’nde yayınlanan bilimsel eserlerin Amerika’da yayınlanmış gibi gösterildiğini iddia ederek üniversiteyi sahte yayın kurulları oluşturmakla suçladı. Algan şu iddialarda bulundu: “Amerika’da yayınlanmış basılmış gibi muazzam yayınlar, özellikle psikiyatri alanında çıktı. Sonra anlaşıldı, yok öyle bir şey. Tamamen kurgusal masaüstü yayıncılık şeklinde sahte yayın kurulları, denetleme kurulları, şunlar, bunlar o şekilde bir sürü insan oradan şey alıyor.”

Kürtaja karşı duruşundan dolayı İslamiyet ve Hıristiyanlığın bilimsel gelişmeye karşı ittifak yaptığını ileri süren Algan, Samanyolu Televizyonu’nu da kürtaja karşı yayın yaptığı gerekçesi ağır bir dille eleştirdi.

İslam Dini’nin total bir anlayışta olduğunu, hayatın her alanını dizayn etmek iddiasıyla ortaya çıktığını vurgulayan Algan, şöyle devam etti: “Hz. Muhammed kanaatkâr mıydı? Tüccardı. Kureyş Kabilesi’ndeki bütün ekonomik erki elinde tutmak istiyordu. Kanaatkârlığı ben İslam’la çok bağdaştırmıyorum. O aşağıdakini uyutmak için bir bağ kuruyorum.”

AKIŞIK: 21. YÜZYIL ATEİZMİN YÜZYILI OLACAK

Denizli eski Tabip Odası Başkanı Dr. Hasan Akşık ise “Ilımlı İslam ve Bilim” konulu toplantı yüzünden bazı doktorların odadan istifa ettiğine dikkat çekerek bu tür toplantıların daha çok yapılmasını istedi. 21. yüzyılı ateizmin yüzyılı olarak değerlendiren Akşık, kutsal kitapların kendi beyninin sığabileceği büyüklükte olmadığını ileri sürdü. Akşık şunları kaydetti: “Müslümanların, Hıristiyanların veya Yahudilerin hiçbir kutsal kitabı benim beynimin, aklımın sığabileceği büyüklükte değildir. Yani sorgulamam gerekiyor. Biz biliyoruz ki dinler kendilerinden önceki dinlerle beslenmiş. Bugün baktığımızda Kur’an’ın yaklaşık yüzde 70-80′ni Tevrat’tan, Sümerlerden, Hıristiyanlardan bir sürü geçmiş dinlerden Nuh tufanına kadar, Adem ve Havva’nın oluşumuna kadar geçmiş. Bu tür aslında bilimsel olmayan ama dogmatik bir takım öğretilerden almaktadır. 21. yüzyıl ateizmin yüzyılıdır. Yani bugün için konjonktürde Türkiye’de ılımlı İslam’ın ön plana çıkmış olması bir şeyi değiştirmez. Napolyon’un sözüne katılıyorum. Ülkelerin kaderlerini yaşadıkları coğrafyaları belirler.”

Dinle ilgili tartışmalara katılan bir doktor ise herkesin Kur’an-ı Kerim’in Türkçesini okuyup kendi kafasına göre yorumlaması gerektiğini ileri sürdü.

Selçuk Ayhan’ın Soru Önergesine Verdiği Yanıt

Pazar, Ocak 31st, 2010

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan‘ın CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan‘ın soru önergesine verdiği yanıt 2009 yılında 18 bin 124 konut kredisinin takibe girdiğini ortaya koydu.Babacan konut kredisi kullanan kişi sayısını 907 bin 748 olarak açıklarken, “BDDK verileri kapsamında takipteki kredi olarak mütalaa edilen kredilerin, mutlaka icra takibine konu olmuş kredi olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından, takibe alınan kredi müşterilerinden ne kadarı hakkında icra takibi başlatıldığına dair bir bilgi BDDK’da mevcut bulunmamaktadır”dedi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan‘ın konut kredisini ödeyemeyenlerle ilgili soru önergesini yanıtladı. Babacan, 2004 yılından itibaren bankalardan konut kredisi kullanan ve ödeyemediği için takibe düşenlerle ilgili bilgi verdi. Buna göre 2004 yılında 113 bin 12 kişi konut kredisi kullanırken 823 kişi kredisini geri ödeyemediği için takibe düştü. 2005 yılında konut kredisi kullanan sayısı 314 bin 52 olurken takibe düşen kredi sayısı 921, 2006 yılında konut kredisi kullanan sayısı 512 bin 971 olurken kredisini geri ödeyemediği için takibe düşen sayısı 2 bin 60 oldu. 2007 yılında konut kredisi müşteri sayısı 685 bin 876′ya ulaşırken takibe düşen kredi sayısı 5 bin 257 olarak gerçekleşti. 2008 yılında 788 bin 92 kişi konut kredisi kullanırken kredisini ödeyemediği için takibe düşen müşteri sayısı 9 bin 848′e ulaştı. 2009 Kasım itibariyle ise 907 bin 748 kişi konut kredisi kullandı ve 18 bin 124 kişi kredisini ödeyemediği için takibe düştü.

Konut kredisi müşterileri ve takibe düşen krediler hakkında sayısal bilgiler veren Bakan Babacan, BDDK verileri kapsamında takipteki kredi olarak değerlendirilen kredilerin icra takibine konu olmuş kredi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, takibe alınan kredi müşterilerinden ne kadarı hakkında icra takibi başlatıldığına dair BDDK’da bilgi bulunmadığını söyledi.

Melih Gökçek “Müşteki” Sıfatıyla İfade Verdi.

Pazar, Ocak 31st, 2010

Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek “müşteki” sıfatıyla ifade verdi. Gökçek’in ifadesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Nadi Türkaslan tarafından alındı.

Gökçek’in, bir telefon görüşmesini yayımlayan Aydınlık dergisi yetkilileri hakkındaki şikayetiyle ilgili ifade verdiği öğrenildi.

Tarla Sahibine Kredi,Tarım Kredi

Pazar, Ocak 31st, 2010

Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerince tarla içi modern basınçlı sulama sistemlerinin yatırımı için yüzde 100 kredi indirimi uygulayacak.

ZİRAAT Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisinde tarla içi modern basınçlı sulama sistemlerinin yatırımı için yüzde 100 indirim uygulanacak.

Besicilik için yüzde 50

Kredi indirimi iyi tarım uygulamalarında ve organik tarımda yüzde 60, tohum fide, fidan üretimi ve kullanımında yüzde 50, tarımsal Ar-Ge yatırımlarında yüzde 40, hayvansal üretimde yüzde 50-60 arası, büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği ve tavukçulukta yüzde 50 olacak.